Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-[18.03.2025]

EMPERYALİST VE SİYONİST İTTİFAK KANA DOYMUYOR

İşgal rejimi israil, ateşkesi bozarak Gazze'ye yönelik yeniden saldırı başlattı. Bu saldırılarda çoğunluğu çocuk olmak üzere yaklaşık 400 Filistinli katledildi. Siyonist işgalciler, ateşkesin ikinci aşamasına geçmeyi reddettiği gibi, ABD'nin sunduğu son ateşkes uzatma planını da kabul etmedi. Bunun yerine, ABD'nin tam desteği Gazze'de yeni bir soykırıma başladı.

İşgal rejimi dün gece Gazze ile birlikte Suriye'yi de bombalamış; ABD ise Yemen'e saldırarak İslam dünyasını kuşatmaya yönelik kanlı planlarını devreye sokmuştur. Bu saldırılar,  siyonist ittifakın, İslam dünyasına diz çöktürmek için her türlü vahşeti göze aldığını göstermektedir. Ne yazık ki, bu kan gölü, İslam ülkelerinin kapılarına dayandığı halde, İslam dünyası utanç verici bir sessizlik ve zillet içerisinde kıvranmaktadır.

Vicdan sahibi tüm halklar, bu soykırıma karşı meydanlara çıkmalı ve yöneticilerini, siyonistlere ve onların destekçilerine karşı fiili adımlar atmaya zorlamalıdır. Bu zulmü durdurmak için artık sadece kınama mesajları yeterli değildir; somut ve etkili adımlar atılmalıdır. İslam dünyasının işgalci güçlere karşı ilk hamlesi, topraklarındaki tüm ABD üslerini kapatmak olmalıdır. Bu adım, sadece Filistin için değil, tüm İslam dünyasının bağımsızlığı ve onuru için kritik bir adımdır. Aksi takdirde, bugün Gazze’de akan kan, yarın tüm İslam coğrafyasına yayılacaktır.

İslam dünyası, insanlık için en büyük tehdit olan işgal rejimini devlet olarak tanınmaktan vazgeçilmelidir. Siyonist israil ile ticari, askeri, diplomatik tüm ilişkiler bir an önce kesilmelidir.

Soykırım suçuna iştirak eden çifte vatandaşların Türkiye’de yargılanıp gerekli cezayı alması için sunduğumun kanun teklifimiz bir an önce genel kurulun gündemine alınmalı ve kanunlaşması sağlanmalıdır.

Mazlumların çığlıkları gökyüzüne yükselirken, bu çığlıklara kulak tıkayanlar, tarih önünde hesap vermekten kaçamayacaktır. Adaletin, insanlığın ve vicdanın sesi olmak için şimdi hep birlikte hareket edip soykırımı durdurmak için gerekli somut adımlar atma zamanıdır.

İslami Direniş Hareketi Hamas’ın yapılan soykırım karşısında vicdan sahibi halkların sokaklara ve meydanlara çıkma ve seslerini yükseltme çağırısını destekliyor ve tüm insanlığı bu çağrıya kulak vermeye davet ediyoruz.

Bu mübarek Ramazan ayında Rabbimizden sabır, sebat ve yakın bir zafer diliyoruz.


ÇANAKKALE RUHU YENİDEN İHYA EDİLMELİ

Çanakkale Zaferi'nin 110. yıl dönümünü idrak ediyoruz. Çanakkale Zaferi, tıpkı Malazgirt Zaferi’nde olduğu gibi farklı etnik kökenlerden Müslümanların İslam kardeşliği etrafında birleşerek kazandığı bir zaferdir. Farklı dil ve renkleriyle, Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkes, Boşnak, Arnavut vs. Müslüman halk, ümmet bilinciyle emperyalizme karşı omuz omuza mücadele etmiş, bu zaferi birlik ve dayanışmayla kazanmışlardır.

Esasen bizi bin yıldır bir arada tutan en güçlü ortak paydamız İslam’dır ve İslam kardeşliğidir. Kurtuluş Savaşı bu ruhla verilmiş, Büyük Millet Meclisi’nin açılışı bu ruhun en güçlü şekilde tezahür ettiği anlardan biri olmuştur. Ancak ne yazık ki, tek parti rejimi tarafından bu birlik ruhu hedef alınmış, milletin mayası olan İslam dışlanarak yapay ve tek tipçi bir kimlik inşa edilmeye çalışılmıştır. On yılda bir yapılan darbelerle anayasal zırha büründürülerek dayatılan tek tipçilik, toplumsal bölünmelere yol açmış, kardeşlik hukukunun zarar görmesine ve kardeşler arasında duvarlar örülmesine zemin hazırlamıştır.

Malazgirt ve Çanakkale ruhundan uzaklaşılması, geçen yüzyılın Türkiye açısından kayıp bir yüzyıl olmasına sebep olmuştur. Ancak Türkiye’nin ikinci yüzyılının da kayıp bir yüzyıl olmasına izin verilmemelidir. Bunun için Çanakkale ruhunun yeniden ihya edilmesi zaruridir. Bu bağlamda Çanakkale şehitlerinin mirasına sahip çıkmak, sadece anmakla değil, bu ruhu ihya etmek, yaşamak ve yaşatmakla mümkündür. Çanakkale ruhu; hukuktan eğitime, anayasadan devlet politikalarına kadar her alanda kendini göstermelidir.

Hak ve adalet temelinde birliğimizi perçinleyerek ortak bir gelecek inşa etmek hepimizin görev ve mesuliyetidir. Çanakkale ruhu, milletimizin yeniden ayağa kalkmasının anahtarıdır. Bu vesileyle Çanakkale şehitlerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz.

 

HALEPÇE KATLİAMI

Halepçe Katliamı’nın üzerinden 37. yıl geçti. Kimyasal silahlarla Halepçe'de katledilen 5 bin Müslüman Kürt kardeşimizi rahmetle anıyoruz. Halepçe, Müslüman Kürtlere yönelik gerçekleştirilen sayısız katliam ve soykırımdan yalnızca biridir. 16 Mart 1988’de Halepçe’de yaşanan trajedi, bugün Gazze’de, Arakan’da, Keşmir’de ve Doğu Türkistan’da yaşanan zulümlerle benzerlik göstermektedir. Dün Saddam Hüseyin’in emriyle kimyasal bombalar yağdırılırken bugün farklı coğrafyalarda siviller fosfor bombaları ve ağır silahlarla hedef alınmaktadır. Ancak sistematik şiddetin aktörleri değişse de yöntemleri ve destekçileri değişmemektedir. O dönem Saddam rejimine kimyasal silah desteği sağlayan güçler, günümüzde de işgalcileri ve insan hakları ihlallerini sürdüren aktörleri silahlandırmaya devam etmektedir. Soykırımların ve kitlesel kıyımların devam etmesinin en büyük nedenlerinden biri, faillerin yargılanmaması ve uluslararası toplumun bu tür insanlık suçlarına karşı çifte standartlı yaklaşımıdır. Halepçe’nin ve Gazze’nin üstüne çöken ölüm, yalnızca bombalarla değil, aynı zamanda bu zulümlere karşı sergilenen sessizlikle de büyümektedir.

Halepçe’de gerçekleştirilen saldırılar sırasında çocuklar, kimyasal gazın yaydığı elma kokusuyla uyutulmuş, ancak bu koku ne yazık ki ölümün simgesi haline gelmiştir. Günümüzde de benzer şekilde, özellikle Müslüman toplumlar, sistematik şiddetin ve soykırımların hedefi haline getirilmekte, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere masum sivillerin hayat hakkı ihlal edilmektedir. 37 yıl geçmesine rağmen Halepçe’de yaşanan insanlık suçunun failleri hak ettikleri cezayı almamış, adalet sağlanmamıştır. Soykırımların ve kitlesel katliamların durdurulabilmesi için uluslararası toplumun adalet ve insan hakları konusunda samimi bir duruş sergilemesi gerekmektedir. Halepçe’yi unutmadık, unutmayacağız. Adalet sağlanana dek bu insanlık suçlarının hesabını sormaya ve zulme karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.

 

SURİYE’NİN GEÇİCİ ANAYASA TASLAĞI

Tarihi ve coğrafi açıdan İslam Dünyası’nın önemli bir parçası olan Suriye’de dikta rejiminin devrilmesinden sonra kaos ve belirsizliğin sona ermesi noktasında önemli bir adım atılmış, “Geçici Anayasa Taslağı” hazırlanmış ve bu metin Suriye Cumhurbaşkanı tarafından imzalanmış ve kabul edilmiştir.

Anayasalarda hak ve özgürlüklerin teminat altına alınmasıyla birlikte muğlak alanların bulunmaması, uygulayıcıların inisiyatifine bırakılmayacak derecede açık olması; tarih, kültür ve inanç değerleriyle uyumlu olması son derece önemlidir. Buradan hareketle geçici Suriye Anayasa’sında “İslam Fıkhı yasamanın temel kaynağıdır” ifadesinin yer alması İslam Dünyası’na son yüz yıldır dayatılan “deli gömleğine” karşı önemli bir cevap, kıymetli bir adımdır. Bununla birlikte tanımlamalarda “ulusalcı” tuzaklara düşülmemesi, etnik farklılıkların zenginlik olduğunun unutulmaması, emperyalist projelere hareket alanı bırakılmaması hayati önemdedir.

Sosyalist Arap ulusalcılığını esas alan Baas rejiminin yıkılması bu coğrafyada “İslam kardeşliği” temelinde bir toplumsal mutabakata varılması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Büyük acılar çekmiş olan Suriye halkının refah ve huzurunun sağlanması için ve etnik veya dini/mezhebi farklılıklarının çekişme ve çatışma nedeni olmaması için hazırlanacak “kalıcı anayasada” daha özenli bir dil kullanılmalı, “ulusalcı” bagajlarıyla gelecek nesillere aydınlık bir yol gösteremeyen denemelerden ibret alınmalıdır.

Coğrafyamız, sorunlarının çözümü yolunda gerekli birikim ve tecrübeye sahiptir. Suriye’nin hazırlanan geçici anayasa taslağında bu birikimin izlerine rastlamakla birlikte, geçmişte yaşanan ırkçı, ötekileştirici, ayrımcı uygulamaların daha net ifadelerle reddedilmesi, özellikle bu acıların muhatabı olan Kürtlere yönelik dil ve kültür ile ilgili özgürlük alanlarının daha açık bir şekilde ifade edilmesi, normalleşme açısından kritik öneme sahip olacaktır. Irkçı Baas rejiminin canlandırılmasının önlenmesine yönelik yasal düzenlemeler elbette önemlidir; ancak gerek metinlerde gerekse de uygulamada intikamcı ve rövanşist bir pratiğin sergilenmemesi zaruridir.

 

BAŞIBOŞ KÖPEK SORUNU İÇİN ACİL VE ETKİN ÖNLEMLER ALINMALI!

Son dönemde artan başıboş köpek saldırıları, başta çocuklar olmak üzere vatandaşlarımız için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Yaşanan ölümler ve yaralanmalar, bu sorunun artık görmezden gelinemeyecek bir noktaya ulaştığını göstermektedir.

Belediyeler ve yetkili kurumlar, çıkartılan yasaları derhal uygulamalı, toplum güvenliğini önceleyen adımları gecikmeden atmalıdır. Başıboş hayvanların güvenli ve sağlıklı ortamlarda barındırılması, sağlık kontrollerinin düzenli yapılması ve üreme kontrolünün sağlanması artık ertelenemez bir zorunluluktur.

İhmali olan yerel yönetimlere yaptırım uygulanmalı, caydırıcı önlemler alınmalıdır. Ayrıca hayvan barınakları yaygınlaştırılmalı, tehlike arz eden bölgelerde GPS takip sistemleri devreye sokulmalı, hızlı müdahale ekipleri oluşturulmalıdır.

HÜDA PAR olarak, insan hayatını merkeze alan ancak hayvan haklarını da gözeten bir çözümün hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyoruz. Belediyeler sorumluluklarını yerine getirmeli, sokakları güvenli hâle getirmek için acilen harekete geçmelidir!

 

ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER VE EĞİTİMDE YAŞANABİLECEK PROBLEMLER

Normal şartlarda her yıl 40.000 norm kadro ataması beklenirken 2023 yılı KPSS’ye giren adaylar arasından sadece 20.000 atama yapıldı. 2024 yılında KPSS’ye giren adaylar hakkında ise henüz somut bir adım atılmış değil. Millî Eğitim Bakanlığı aldığı kararla 2025 yılının Eylül ayında yürürlüğe girecek olan “Millî Eğitim Akademi Merkezi”ni açacaktır. Adaylar, akademide iki yıl eğitime tabi tutulduktan sonra atamaları yapılabilecek. Hal böyle olunca iki yıl daha atama yapılamayacaktır.

2024-2025 Eğitim-Öğretim yılında 86.136 ücretli öğretmen ile eğitim süreci yürütülmektedir. Ücretli öğretmenler, haftada 30 saat derse girmeleri karşılığında bile asgari ücretin altında bir ücret almaktadırlar. Aynı zamanda çalıştıkları gün sayısınca sigorta primleri yatmaktadır. Yani kelimenin tam anlamıyla “emekleri” sömürülmektedir.

2024-2025 Eğitim-Öğretim yılında toplamda 100.000 norm kadro açığı olmasına rağmen 86.136 ücretli öğretmen ataması yapılarak bu açık bir şekilde kapatılmaya çalışılmaktadır. Yüz bin öğretmen açığı varken ve iki yıl daha öğretmen ataması yapılamayacağına göre bu açığın eğitimde oluşturacağı tahribat ve enkazın altından kalkılamayacaktır.

Sonuç olarak, eğitim sistemimizde yaşanan öğretmen açığı ve atama belirsizliği hem atanmayı bekleyen öğretmen adaylarını hem de öğrencilerin kaliteli eğitim alma hakkını ciddi şekilde olumsuz etkilemektedir. Millî Eğitim Akademisi uygulaması, eğitimin niteliğini artırma amacı taşısa da iki yıl boyunca öğretmen ataması yapılmaması, mevcut öğretmen açığını derinleştirecek ve eğitimin kalitesinde ciddi düşüşlere yol açacaktır.

Bu sorunların çözümü için öncelikle mevcut öğretmen açığını kapatmak adına, liyakat ilkesinden ödün verilmeksizin acil atama planları oluşturulmalı ve bekleyen öğretmen adayları kadrolu olarak istihdam edilmelidir. Eğitim sisteminin sürdürülebilir ve sağlıklı bir yapıya kavuşması için öğretmen atamaları, uzun vadeli planlamalar çerçevesinde düzenli ve yeterli sayıda yapılmalıdır. 

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.