EMPERYALİST VE SİYONİST
İTTİFAK KANA DOYMUYOR
İşgal rejimi israil, ateşkesi
bozarak Gazze'ye yönelik yeniden saldırı başlattı. Bu saldırılarda çoğunluğu
çocuk olmak üzere yaklaşık 400 Filistinli katledildi. Siyonist işgalciler,
ateşkesin ikinci aşamasına geçmeyi reddettiği gibi, ABD'nin sunduğu son ateşkes
uzatma planını da kabul etmedi. Bunun yerine, ABD'nin tam desteği Gazze'de yeni
bir soykırıma başladı.
İşgal rejimi dün gece Gazze ile
birlikte Suriye'yi de bombalamış; ABD ise Yemen'e saldırarak İslam dünyasını
kuşatmaya yönelik kanlı planlarını devreye sokmuştur. Bu saldırılar, siyonist ittifakın, İslam dünyasına diz
çöktürmek için her türlü vahşeti göze aldığını göstermektedir. Ne yazık ki, bu
kan gölü, İslam ülkelerinin kapılarına dayandığı halde, İslam dünyası utanç
verici bir sessizlik ve zillet içerisinde kıvranmaktadır.
Vicdan sahibi tüm halklar, bu
soykırıma karşı meydanlara çıkmalı ve yöneticilerini, siyonistlere ve onların
destekçilerine karşı fiili adımlar atmaya zorlamalıdır. Bu zulmü durdurmak için
artık sadece kınama mesajları yeterli değildir; somut ve etkili adımlar
atılmalıdır. İslam dünyasının işgalci güçlere karşı ilk hamlesi,
topraklarındaki tüm ABD üslerini kapatmak olmalıdır. Bu adım, sadece Filistin
için değil, tüm İslam dünyasının bağımsızlığı ve onuru için kritik bir adımdır.
Aksi takdirde, bugün Gazze’de akan kan, yarın tüm İslam coğrafyasına
yayılacaktır.
İslam dünyası, insanlık için en
büyük tehdit olan işgal rejimini devlet olarak tanınmaktan vazgeçilmelidir.
Siyonist israil ile ticari, askeri, diplomatik tüm ilişkiler bir an önce
kesilmelidir.
Soykırım suçuna iştirak eden
çifte vatandaşların Türkiye’de yargılanıp gerekli cezayı alması için sunduğumun
kanun teklifimiz bir an önce genel kurulun gündemine alınmalı ve kanunlaşması
sağlanmalıdır.
Mazlumların çığlıkları gökyüzüne
yükselirken, bu çığlıklara kulak tıkayanlar, tarih önünde hesap vermekten
kaçamayacaktır. Adaletin, insanlığın ve vicdanın sesi olmak için şimdi hep
birlikte hareket edip soykırımı durdurmak için gerekli somut adımlar atma
zamanıdır.
İslami Direniş Hareketi Hamas’ın
yapılan soykırım karşısında vicdan sahibi halkların sokaklara ve meydanlara
çıkma ve seslerini yükseltme çağırısını destekliyor ve tüm insanlığı bu çağrıya
kulak vermeye davet ediyoruz.
Bu mübarek Ramazan ayında Rabbimizden sabır, sebat ve yakın bir zafer diliyoruz.
ÇANAKKALE RUHU YENİDEN İHYA EDİLMELİ
Çanakkale Zaferi'nin 110. yıl
dönümünü idrak ediyoruz. Çanakkale Zaferi, tıpkı Malazgirt Zaferi’nde olduğu
gibi farklı etnik kökenlerden Müslümanların İslam kardeşliği etrafında
birleşerek kazandığı bir zaferdir. Farklı dil ve renkleriyle, Türk, Kürt, Arap,
Laz, Çerkes, Boşnak, Arnavut vs. Müslüman halk, ümmet bilinciyle emperyalizme
karşı omuz omuza mücadele etmiş, bu zaferi birlik ve dayanışmayla
kazanmışlardır.
Esasen bizi bin yıldır bir arada
tutan en güçlü ortak paydamız İslam’dır ve İslam kardeşliğidir. Kurtuluş Savaşı
bu ruhla verilmiş, Büyük Millet Meclisi’nin açılışı bu ruhun en güçlü şekilde
tezahür ettiği anlardan biri olmuştur. Ancak ne yazık ki, tek parti rejimi
tarafından bu birlik ruhu hedef alınmış, milletin mayası olan İslam dışlanarak
yapay ve tek tipçi bir kimlik inşa edilmeye çalışılmıştır. On yılda bir yapılan
darbelerle anayasal zırha büründürülerek dayatılan tek tipçilik, toplumsal
bölünmelere yol açmış, kardeşlik hukukunun zarar görmesine ve kardeşler
arasında duvarlar örülmesine zemin hazırlamıştır.
Malazgirt ve Çanakkale ruhundan
uzaklaşılması, geçen yüzyılın Türkiye açısından kayıp bir yüzyıl olmasına sebep
olmuştur. Ancak Türkiye’nin ikinci yüzyılının da kayıp bir yüzyıl olmasına izin
verilmemelidir. Bunun için Çanakkale ruhunun yeniden ihya edilmesi zaruridir.
Bu bağlamda Çanakkale şehitlerinin mirasına sahip çıkmak, sadece anmakla değil,
bu ruhu ihya etmek, yaşamak ve yaşatmakla mümkündür. Çanakkale ruhu; hukuktan
eğitime, anayasadan devlet politikalarına kadar her alanda kendini
göstermelidir.
Hak ve adalet temelinde
birliğimizi perçinleyerek ortak bir gelecek inşa etmek hepimizin görev ve
mesuliyetidir. Çanakkale ruhu, milletimizin yeniden ayağa kalkmasının
anahtarıdır. Bu vesileyle Çanakkale şehitlerimizi bir kez daha rahmet ve
minnetle anıyoruz.
HALEPÇE KATLİAMI
Halepçe Katliamı’nın üzerinden
37. yıl geçti. Kimyasal silahlarla Halepçe'de katledilen 5 bin Müslüman Kürt
kardeşimizi rahmetle anıyoruz. Halepçe, Müslüman Kürtlere yönelik
gerçekleştirilen sayısız katliam ve soykırımdan yalnızca biridir. 16 Mart
1988’de Halepçe’de yaşanan trajedi, bugün Gazze’de, Arakan’da, Keşmir’de ve
Doğu Türkistan’da yaşanan zulümlerle benzerlik göstermektedir. Dün Saddam
Hüseyin’in emriyle kimyasal bombalar yağdırılırken bugün farklı coğrafyalarda
siviller fosfor bombaları ve ağır silahlarla hedef alınmaktadır. Ancak
sistematik şiddetin aktörleri değişse de yöntemleri ve destekçileri
değişmemektedir. O dönem Saddam rejimine kimyasal silah desteği sağlayan
güçler, günümüzde de işgalcileri ve insan hakları ihlallerini sürdüren
aktörleri silahlandırmaya devam etmektedir. Soykırımların ve kitlesel
kıyımların devam etmesinin en büyük nedenlerinden biri, faillerin
yargılanmaması ve uluslararası toplumun bu tür insanlık suçlarına karşı çifte
standartlı yaklaşımıdır. Halepçe’nin ve Gazze’nin üstüne çöken ölüm, yalnızca
bombalarla değil, aynı zamanda bu zulümlere karşı sergilenen sessizlikle de
büyümektedir.
Halepçe’de gerçekleştirilen
saldırılar sırasında çocuklar, kimyasal gazın yaydığı elma kokusuyla uyutulmuş,
ancak bu koku ne yazık ki ölümün simgesi haline gelmiştir. Günümüzde de benzer
şekilde, özellikle Müslüman toplumlar, sistematik şiddetin ve soykırımların
hedefi haline getirilmekte, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere masum
sivillerin hayat hakkı ihlal edilmektedir. 37 yıl geçmesine rağmen Halepçe’de
yaşanan insanlık suçunun failleri hak ettikleri cezayı almamış, adalet
sağlanmamıştır. Soykırımların ve kitlesel katliamların durdurulabilmesi için uluslararası
toplumun adalet ve insan hakları konusunda samimi bir duruş sergilemesi
gerekmektedir. Halepçe’yi unutmadık, unutmayacağız. Adalet sağlanana dek bu
insanlık suçlarının hesabını sormaya ve zulme karşı sesimizi yükseltmeye devam
edeceğiz.
SURİYE’NİN GEÇİCİ ANAYASA TASLAĞI
Tarihi ve coğrafi açıdan İslam
Dünyası’nın önemli bir parçası olan Suriye’de dikta rejiminin devrilmesinden
sonra kaos ve belirsizliğin sona ermesi noktasında önemli bir adım atılmış,
“Geçici Anayasa Taslağı” hazırlanmış ve bu metin Suriye Cumhurbaşkanı
tarafından imzalanmış ve kabul edilmiştir.
Anayasalarda hak ve özgürlüklerin
teminat altına alınmasıyla birlikte muğlak alanların bulunmaması,
uygulayıcıların inisiyatifine bırakılmayacak derecede açık olması; tarih,
kültür ve inanç değerleriyle uyumlu olması son derece önemlidir. Buradan
hareketle geçici Suriye Anayasa’sında “İslam Fıkhı yasamanın temel kaynağıdır”
ifadesinin yer alması İslam Dünyası’na son yüz yıldır dayatılan “deli
gömleğine” karşı önemli bir cevap, kıymetli bir adımdır. Bununla birlikte
tanımlamalarda “ulusalcı” tuzaklara düşülmemesi, etnik farklılıkların zenginlik
olduğunun unutulmaması, emperyalist projelere hareket alanı bırakılmaması
hayati önemdedir.
Sosyalist Arap ulusalcılığını
esas alan Baas rejiminin yıkılması bu coğrafyada “İslam kardeşliği” temelinde
bir toplumsal mutabakata varılması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır.
Büyük acılar çekmiş olan Suriye halkının refah ve huzurunun sağlanması için ve
etnik veya dini/mezhebi farklılıklarının çekişme ve çatışma nedeni olmaması
için hazırlanacak “kalıcı anayasada” daha özenli bir dil kullanılmalı,
“ulusalcı” bagajlarıyla gelecek nesillere aydınlık bir yol gösteremeyen
denemelerden ibret alınmalıdır.
Coğrafyamız, sorunlarının çözümü
yolunda gerekli birikim ve tecrübeye sahiptir. Suriye’nin hazırlanan geçici
anayasa taslağında bu birikimin izlerine rastlamakla birlikte, geçmişte yaşanan
ırkçı, ötekileştirici, ayrımcı uygulamaların daha net ifadelerle reddedilmesi,
özellikle bu acıların muhatabı olan Kürtlere yönelik dil ve kültür ile ilgili
özgürlük alanlarının daha açık bir şekilde ifade edilmesi, normalleşme
açısından kritik öneme sahip olacaktır. Irkçı Baas rejiminin canlandırılmasının
önlenmesine yönelik yasal düzenlemeler elbette önemlidir; ancak gerek metinlerde
gerekse de uygulamada intikamcı ve rövanşist bir pratiğin sergilenmemesi
zaruridir.
BAŞIBOŞ KÖPEK SORUNU İÇİN ACİL VE ETKİN ÖNLEMLER ALINMALI!
Son dönemde artan başıboş köpek
saldırıları, başta çocuklar olmak üzere vatandaşlarımız için büyük bir tehdit
oluşturmaktadır. Yaşanan ölümler ve yaralanmalar, bu sorunun artık görmezden
gelinemeyecek bir noktaya ulaştığını göstermektedir.
Belediyeler ve yetkili kurumlar,
çıkartılan yasaları derhal uygulamalı, toplum güvenliğini önceleyen adımları
gecikmeden atmalıdır. Başıboş hayvanların güvenli ve sağlıklı ortamlarda
barındırılması, sağlık kontrollerinin düzenli yapılması ve üreme kontrolünün
sağlanması artık ertelenemez bir zorunluluktur.
İhmali olan yerel yönetimlere
yaptırım uygulanmalı, caydırıcı önlemler alınmalıdır. Ayrıca hayvan barınakları
yaygınlaştırılmalı, tehlike arz eden bölgelerde GPS takip sistemleri devreye
sokulmalı, hızlı müdahale ekipleri oluşturulmalıdır.
HÜDA PAR olarak, insan hayatını
merkeze alan ancak hayvan haklarını da gözeten bir çözümün hayata geçirilmesi
gerektiğini vurguluyoruz. Belediyeler sorumluluklarını yerine getirmeli,
sokakları güvenli hâle getirmek için acilen harekete geçmelidir!
ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER VE EĞİTİMDE YAŞANABİLECEK PROBLEMLER
Normal şartlarda her yıl 40.000
norm kadro ataması beklenirken 2023 yılı KPSS’ye giren adaylar arasından sadece
20.000 atama yapıldı. 2024 yılında KPSS’ye giren adaylar hakkında ise henüz
somut bir adım atılmış değil. Millî Eğitim Bakanlığı aldığı kararla 2025
yılının Eylül ayında yürürlüğe girecek olan “Millî Eğitim Akademi Merkezi”ni
açacaktır. Adaylar, akademide iki yıl eğitime tabi tutulduktan sonra atamaları
yapılabilecek. Hal böyle olunca iki yıl daha atama yapılamayacaktır.
2024-2025 Eğitim-Öğretim yılında
86.136 ücretli öğretmen ile eğitim süreci yürütülmektedir. Ücretli öğretmenler,
haftada 30 saat derse girmeleri karşılığında bile asgari ücretin altında bir
ücret almaktadırlar. Aynı zamanda çalıştıkları gün sayısınca sigorta primleri
yatmaktadır. Yani kelimenin tam anlamıyla “emekleri” sömürülmektedir.
2024-2025 Eğitim-Öğretim yılında
toplamda 100.000 norm kadro açığı olmasına rağmen 86.136 ücretli öğretmen
ataması yapılarak bu açık bir şekilde kapatılmaya çalışılmaktadır. Yüz bin
öğretmen açığı varken ve iki yıl daha öğretmen ataması yapılamayacağına göre bu
açığın eğitimde oluşturacağı tahribat ve enkazın altından kalkılamayacaktır.
Sonuç olarak, eğitim sistemimizde
yaşanan öğretmen açığı ve atama belirsizliği hem atanmayı bekleyen öğretmen
adaylarını hem de öğrencilerin kaliteli eğitim alma hakkını ciddi şekilde
olumsuz etkilemektedir. Millî Eğitim Akademisi uygulaması, eğitimin niteliğini
artırma amacı taşısa da iki yıl boyunca öğretmen ataması yapılmaması, mevcut
öğretmen açığını derinleştirecek ve eğitimin kalitesinde ciddi düşüşlere yol
açacaktır.
Bu
sorunların çözümü için öncelikle mevcut öğretmen açığını kapatmak adına,
liyakat ilkesinden ödün verilmeksizin acil atama planları oluşturulmalı ve
bekleyen öğretmen adayları kadrolu olarak istihdam edilmelidir. Eğitim
sisteminin sürdürülebilir ve sağlıklı bir yapıya kavuşması için öğretmen
atamaları, uzun vadeli planlamalar çerçevesinde düzenli ve yeterli sayıda
yapılmalıdır.
